Sağlıklı insan demek bedensel, ruhsal ve toplumsal olarak bir
bütün halinde sağlıklı olan insan demektir. Bunlardan biri eksik
olsa birey tam sağlıklıdır denilemez. Beden, zihin ve ruh sağlığı
bir bütün olarak sağlıklı bireyi ve bu sağlıklı bireylerin
oluşturduğu toplum da sağlıklı toplumu ifade eder.
Bu yazımda özellikle üzerinde durmak istediğim konu;
toplumumuzun ruh sağlığına bakışı , toplumsal ruh sağlığının önemi ,
bazı göze çarpan vakalar…
Meslek hayatım süresince en çok mücadele ettiğim konu;
Psikiyatrik hastalıkların delilik, akıl hastalığı, tımarhane
hastalığı… gibi yanlış ve çirkin isimlerle adlandırılmasıdır. Hangi
ortamda olursam olayım, karşımda kim olduğuna hiç bakmaksızın bu
yanlışı yapan kişiyi uyarır ve yanlışını düzeltmeye çabalarım.
Psikiyatrik hastalıklar aynı mide, böbrek, safra kesesi…
hastalıkları gibi bir organımızın yani beynimizin kimyasının
bozulmasıyla ilgili hastalıklardır ve asla alay, eğlence, küçültme,
hor görme gibi davranış ve sözlere maruz kalamazlar.
Bir zavallı kimsesiz şizofren hastaya deli damgası vurmak; bir
uçucu madde ( tiner, bali…) bağımlısı ve evinden ayrı sokaklarda
yaşayan, sokakların her türlü kötü ve karanlık yüzüne maruz kalmış
çocuğa, potansiyel katil ve suçlu damgası vurmak; psikiyatri
hastalarına deli, tımarhanelik, mazhar osmanlık… gibi damgalar
vurmak hangi vicdana sığar. İşte şiddetle karşı çıktığım ve sürekli
mücadele ettiğim konuların başında bu toplumsal hata gelir!
Çünkü toplum sağlığı ve huzurunun en üst düzeyde sağlanması;
bütünsel sağlık prensibi ve bilimin ışığı doğrultusunda
yapılandırılacak bir ruh sağlığı politikasıyla mümkündür. Burada
devlet kurum ve kuruluşlarıyla birlikte, özel kurum ve
kuruluşlarına, Psikiyatristlere ( en başta ) , eğitimcilere… topluma
görevler düşüyor. Biz geleceğe sağlıklı ve huzurlu nesiller bırakmak
istiyorsak ruh sağlığına en bilimsel ve en gerçekçi açıdan
yaklaşmalı, toplum kafasında var olan yanlış bilgi ve hitap
şekillerini de yok etmeye çabalamalıyız.
Değinmek istediğim bir başka konu ise toplumsal öfkenin nasıl
yok edilebileceği. Toplumsal öfke derken toplum hayatı içerisinde
bireyin yaşadığı herhangi olumsuz bir olay karşısında verdiği yanlış
tepkileri kastediyorum. Eğer dünyada kaybedeceğiniz bir şeyiniz
varsa o halde kimseye dalaşmayın. Herkes yatıştırılabilir, herkesle
yumuşak ve nazik ilişki kurulabilir. Herhangi bir olumsuzluk
karşısında öfkelenmeden, sinirlenmeden, alttan almaya çabalayarak,
karşınızdakine hakaret anlamına gelecek söz ve işaretler yapmayarak,
kızdırmadan, tahrik etmeden ve tahrik olmadan çözüm yolları bulmak
aslında o kadar da zor bir şey değil! Eğer metropolde yaşıyorsak,
çevremiz tanımadığımız insanlarla çevriliyse karşımızdaki insanın
anlık öfke patlamasına muhatap olabileceğimizi unutmamalıyız.
Karşımızdaki kişi bir madde bağımlısı ve bir yoksunluk krizi mi
geçiriyor? Karakter ve kişilik bozukluğu mu gösteriyor? Bunu önceden
kestiremezsiniz.
Dolayısıyla sakin, ağırbaşlı, öfkelenmeden, sinirlerimize hakim
olarak ve soğukkanlı bir yaklaşımla yaşadığımız soruna eğilmeliyiz.
Önce kendimizi sonra çevremizdeki diğer insanları çok sevmeli ve
saymalıyız. Tekrar söylüyorum; “ Eğer dünyada kaybedecek bir şeyiniz
varsa lütfen kimseye dalaşmayın “. Sorunlarınıza profesyonel yardım
alınız.