GENÇLERİN ÜNLÜLERİ TAKLİT
ETMESİ, ŞÖHRET HEVESLERİ VE BUNLARIN KİŞİLİK GELİŞİMLERİNE OLUMSUZ
ETKİLERİ
Doğada varolan bir kural vardır ki; o da güçlü olma arzusu ve güçlü
olma isteğidir. Güç sahibi olma canlılar tarihinde ve ayrıca
insanlık tarihinde her zaman varolan bir bilinçaltı mekanizmadır.
Güç sahibi olmak ise 3 şekilde mümkün olabilir. Ya çok
zenginsinizdir, ya politika yaparak kitleleri peşinizde
sürüklersiniz ya da şöhretli olarak sanat yaparak. (popüler kültür
içinde bulunarak)
Son yıllarda artan trend özellikle gençler arasında şöhret peşinde
olmaktır. Şöhretli olmak, tanınmak, kitleleri ve medyayı peşinden
koşturmak global dünyaya entegre olmaya çalışan ülkemiz gençleri
arasında da çok büyük sıklıkla rastlanılan bir istektir. Ancak
ülkemizde istek boyutunu da aşarak bir hırs ve tutku halini almaya
başlamıştır.
Son yıllarda medya tarafından sunulan tiyatro, ses ve müzik
yarışmaları çok büyük ratingler almakta ve gençlere emeksiz, kolay
yoldan şöhret ve ün sahibi olmayı vaat etmektedir. Halbuki halkın
takdirini kazanmak, doğru dürüst ve dünya standartlarında sanat
yapmak bir kalite, eğitim ve emek işidir. Uzun ve meşakkatli bir yol
gerektirir. Oysaki rating uğruna insani değerlerin ezildiği emeksiz
bir şekilde bütün Türkiya’nin konuştuğu manşetlerden ve televizyon
programlarından inmeyen programlar peşpeşe hazırlanmıştır. Yılların
sanat yapan bu uğurda pek çok emekler veren sanatçıları unutulmakta
daha dün bir yarışmayla tanınan ve çok büyük kitleleri peşine takan
yarışma sanatçıları oluşmaya başlamıştır.
Elbette ülkemizin koşulları herkese her istediği meslekte başarılı
olmayı ve istihdam sağlamayı mümkün kılmamaktadır. Beklide
gençlerimizin böyle programlarla kısa yoldan başarıyı seçmeleri
kendi mantıklarınca doğrudur. Ama yinede ne olursa olsun özellikle
yapımcı programların gençlerin şöhret heveslerinden sömürürcesine
yararlandıkları açıktır. İnsani değerler ezilmekte yarışmaya katılan
onbinlerce kişiden sadece 10-20 şöhret çıkmaktadır. Peki kalan
onbinlerin ruh halini düşünen var mı?
Bir de millet olarak çok çabuk seven çok çabuk da silebilen bir
yapımız var. İşte bu kısa yoldan şöhret hevesi acı yüzünü burada
ortaya çıkarmaktadır. Bir gün önce el üstünde tuttuğumuzu, sen bizim
her şeyimizsin dediğimizi bir sonraki gün unutabiliriz. (Türk halkı
bileğinin hakkıyla sanat yapan hiçbir sanatçıyı unutmamıştır.) İşte
bu durumda o geçici şöhret öyle bir boyuta gelir ki genci
depresyona, kimlik bunalımına, davranış bozukluklarına, alkol ve
madde kullanımına, öfke, özgüven eksikliği ve panik bozukluğa, akut
stres bozukluğuna, yetersiz kişilik gelişimine ve hatta intihara
kadar gidebilen bir psikiyatrik bozukluklar silsilesi içerisine
sokabilir. Peki bunun hesabını kim verecek?
Yarışma programları o kadar akıllıca davranıyorlar ki; katılımcılara
imzalattıkları sözleşmeler gencin hak aramasının da yolunu tıkıyor.