Prof. Dr. Arif Verimli: Depresyon bir beyin hastalığıdır.
Semptomları (belirtileri) tanımlanmış, tedavisi mümkün bir
psikiyatrik rahatsızlıktır. Halk arasında söylenen geçici, duygusal
keder ve neşesizliklerden öte depresyon çok ciddi bir beyin
rahatsızlığı olup, mutlaka iyi tanınmalıdır.
Soru: Depresyonun genel belirtileri nelerdir?
Prof. Dr. Arif Verimli: Sosyal yaşamdan uzaklaşma, günlük
aktivitelere ilginin azalması, sık sık ağlama isteği, kişisel
bakımda özensizlik, umutsuzluk, kimsenin kendisiyle ilgilenmediği
düşüncesi, alkol ya da madde kullanımına başlama, suçluluk
duyguları, karamsarlık, yoğun kaygılar, kendine güvenin azalması,
konsantrasyon güçlükleri, sinirlilik, uzun süren üzüntü, tekrarlayan
ölüm ve intihar düşünceleri, çoğalan ya da azalan enerji düzeyi,
uykuda düzensizlik ( aşırı ya da çok az uyku), iştahın aşırı artması
ya da azalması, neşesizlik, hayattan keyif almama, tahammülsüzlük,
cinsel istekte azalma, bakımsızlık, içine dönme, sürekli geçmişe
yönelik pişmanlıkları ve hataları düşünme, kendini değersiz görme,
yorgunluk, kendini boşlukta ve işe yaramaz hissetme… Şeklinde
sıralanabilir.
Soru: Depresyona girmede neler etkendir? Neler depresyona yol açar?
Prof. Dr. Arif Verimli: Bugünkü bilgimize göre, depresyondaki en
önemli yatkınlık etkeni kalıtım. Yani genetik faktörlerdir. Yapılan
araştırmalar, depresyon geçiren kişilerin akrabalarında da
depresyonun sık görüldüğünü gösteriyor. Çünkü yaşayan herkes, her
gün pek çok sorunla, kederle karşılaşabilir. Ancak tamamı depresyona
girmez. İşte burada karşımıza bir yatkınlık çıkıyor. İşte bu
yatkınlığın altındaki sebep de kalıtımdır. Aile geçişliliğidir.
Beyin kimyasındaki bozulmalar (dopamin, serotonin, endorfin,
melatonin… gibi beyin hormonlarındaki bozulmalar), beyin kanaması,
beyin travması ya da beyin damar hastalıklarıyla ilgili geçirilmiş
bir rahatsızlıktan sonra depresyon ortaya çıkar, alkol ve madde
kullanımında depresyon ortaya çıkar, tiroit hormonundaki
dengesizlikler ve guatr hastalığı, diyabet, yatağa bağımlı
hastalıklar, mevsim dönümleri (sonbahar aylarında depresyon görülme
oranı artar), vücut biyokimyasında değişiklikler (ergenliğe girme,
menopoza girme, doğum…), fiziksel bir rahatsızlık tedavisinde uzun
süreli kullanılan bazı ilaçlar, anemi, böbrek yetmezliği, kanser
hastalıkları, hipertansiyonda depresyon ortaya çıkar. Bununla
birlikte anksiyete bozuklukları(panik, fobiler, obsesif-kompulsif
bozukluk), yeme bozuklukları(bulumia nevroza ve anoreksiya nevroza),
duygu durum bozuklukları ve şizofreni gibi rahatsızlıkların ortak
paydası depresyondur. Buradan da anlaşıldığı üzere depresyon bir
biyolojik rahatsızlıktır. Eklektik felsefe yaparak depresyona
işsizliğin, boşanmaların, ayrılıkların, kavgaların, hava, yol
durumu… gibi sosyal faktörlerin de yol açtığını savunmak çok küçük
bir oranda etkilidir.
Soru: Depresyon ile depresif duygu durum farklı şeyler midir?
Prof. Dr. Arif Verimli: Farklılıktan öte bir ayrımları vardır.
Depresyonun belirtileri depresif belirtilerdir. Depresif belirtiler
kimi zaman hepimizde görülür. Gün içerisinde depresif bir ruh
haline bürünebiliriz. Kimi günler neşesiz, karamsar, tahammülsüz ve
bakımsızızdır. Ancak bu bir sonraki gün bu durum geçebilir.
Depresyon ise bir belirtiler topluluğu olup, yaşam kalitesini çok
ciddi anlamda bozan, beyin biyolojisiyle ilgili çok ciddi bir
psikiyatrik rahatsızlıktır. Depresyonda teşhis için depresif
belirtilerin hiç aksamadan en az 2–3 ay devam etmesi gerekir.
Soru: Depresyon çağımızın hastalığı deniyor. Bunun nedeni nedir?
Prof. Dr. Arif Verimli: Doğru çünkü çok yaygındır. Dünya üzerinde
tahminen 500 milyon kişi depresyonda. Ve bu rakam artıyor.
Çocuklardan yaşlılara kadar her yaş grubunda görülmektedir.
Kadınlarda erkeklerden 3 kat daha fazla görülür. Dünya üzerinde
yapılan çalışmalar her 100 kişiden 5-8’inde depresyon görüldüğünü
göstermektedir. Bu oran toplumdan topluma farklar gösterir ki bizim
toplumumuzda en sık görülen rahatsızlıklardan biridir.
Soru: Depresyon kaça ayrılır?
Prof. Dr. Arif Verimli: Depresyon; Duygu durum Bozuklukları
içerisinde tanımlanan ve Majör Depresif Bozukluk, Minör Depresif
Bozukluk, Yineleyici Kısa Depresif Bozukluk, İki Uçlu Mizaç
Bozukluğunda Maninin Karşıtı Depresyon Olarak ayrılır. Bununla
birlikte ben özellikle Yaşa Bağlı Depresyon, Beslenme ve Depresyon,
Evlilik, Cinsellik ve Depresyon, İntihar ve Depresyon, Alkol-Madde
Kullanımı ve Depresyon, Mevsimsel Depresyon (Sonbahar Depresyonu) ve
Fiziksel Hastalıklar ve Depresyon şeklinde bir ayrıma gidiyorum.
Soru: Depresyonun ülkemizde görülme oranı nedir? Kadın ve erkekte
görülme sıklığı farklı mıdır?
Prof. Dr. Arif Verimli: Depresyon ülkemizde en sık görülen
rahatsızlıklardan birisidir. En sık görülen psikiyatrik
rahatsızlıktır. Ülkemizde bir kadının hayat boyu depresyon geçirme
oranı % 24, erkeklerde % 3’tür. Tedavi edilmeyen depresyon
vakalarının % 15’i intiharla sonuçlanmaktadır.
Depresyon teşhisiyle
tedavi edilen hastaların %75’i kadın, % 25’i erkektir. Depresyonun
en yaygın olduğu yaş 30- 55 arasıdır. Meslek dağılımı olarak % 35
oranında ev hanımları başta gelmektedir. Ev hanımlarını % 18’le işçi
ve işçi emeklileri, % 15 memur ve memur emeklileri, % 12 özel sektör
çalışanları, % 10 doğum öncesi ve sonrası depresyonu, % 10 menopoz
öncesi ve sonrası depresyonu olarak sıralanmaktadır.
Soru: Depresyonun
tedavisi nasıldır?
Prof. Dr. Arif Verimli:
Depresyon teşhis edilmesi belirtilerinden dolayı son derece açık
olan bir hastalık olmasıyla birlikte tedavisi de kesinlikle mümkün
olan ve hastaların profesyonel tedaviye çok olumlu sonuçlar
verdikleri bir psikiyatrik hastalıktır.
Depresyon tedavisinde iki
yöntem kullanıyoruz:
İlaç Tedavisi:
Farmakoterapi de denilen bu yöntem en esas, en geçerli ve en gerçek
sonucu veren yöntemdir. Günümüz Tıbbı ve kimyasının ortaya çıkardığı
ilaçlar depresyon tedavisi için son derece başarılı sonuçlar
almamızı sağlamaktadır. Profesyonel bir hekim hastasının
hastalığının şiddetine, yaşına, cinsiyetine, kilosuna… göre şu anda
var olan ilaçlardan doğru bir kombinasyon seçerek çok başarılı
sonuçlar elde etmektedir. Hekimlerin en çok yoruldukları konu ise;
hastaların kilo yapıyor, uyku yapıyor gibi gerekçelerle ilaçları
zamanında almamaları ya da kendilerinden kesmeleridir. Aslolan şudur
ki; verilen ilaçlar kilo yapmazlar sadece iştah açarlar. Uyku ise
ilk zamanlarda ortaya çıkan bir etkidir. Zamanla ilaçlar böyle bir
etki yapmazlar. Bu sebeple psikiyatristin verdiği ilaçlar zamanında
ve eksiksiz kullanıldığında çok güzel sonuçlar elde edilmekte ve
depresyon tamamen ortadan kaldırılabilmektedir.
Psikoterapi: Psikiyatrist
dışında kesinlikle psikoterapi eğitimi almamış hiç kimse psikoterapi
yapamaz. Psikoterapi eğitimi almış Klinik psikologların
psikoterapileri dışında NLP, Meditasyon, Yoga, Akupunktur, Hobi
Kursları, Kişisel Gelişim Seminerleri, Reiki… gibi yollarla
Depresyon tedavi edilemez. Tamamlayıcı dahi değildirler. Aksine kimi
zaman hastalarımız üzerinde son derece olumsuz etkiler bırakarak
hastalığı içerisinden çıkılmaz bir hale getirmektedirler.
Psikoterapide İçgörü Yönelimli Psikoterapi, Bilişsel Psikoterapi,
İnterpersonel Psikoterapi ve Davranış terapisi yöntemleri etkilidir.
Depresyon tedavisinde psikoterapi ikincil düzeyde kullanılır ve
etkili sonuçlar doğurur. Psikoterapi bir komşuyla veya bir dostla
dert paylaşmaktan öte tedavi edicidir. Ve ısrarla tekrarlamak
istediğim şey kesinlikle bir profesyonel psikiyatrist tarafından
yapılmalıdır. Özel kural ve yöntemleri vardır ve bir meslek
tecrübesi gerektirir.
Soru: Depresyon
Kronikleşir mi?
Prof. Dr. Arif Verimli:
Bir kere depresyon geçirip iyileşen birinin tekrar depresyona
girmesi mümkündür. Depresyonun yineleyici bir yanı vardır. Ancak bu
mutlak böyle olacaktır denilemez. Dolayısıyla depresyon kronikleşir
gibi bir kanaat tamamen geçerli değildir. Bazı bünyelerde
kronikleşebilir de. Ancak Depresyonun yineleyici yanı vardır demek
daha doğru olacaktır.
Soru: Melankoli ve Depresyon aynı şeyler midir?
Prof. Dr. Arif Verimli: Hayır Depresyon ve Melankoli aynı
şeyler değildir. Melankoli Depresyonun daha ağır daha yoğun ve daha
şiddetli halidir. Tam bir hiçlik durumudur. Majör Depresif
Bozukluktaki en son majör depresif ataktır. Melankoli; hayattaki tüm
etkinliklerden tamamen zevk almıyor olma. Genelde haz verebilecek
uyaranlara tepkisiz kalma, sevilen birinin ölümü kadar acı çekme,
aşırı ve abartılı suçluluk duyguları, sabahları daha kötüleşme
şeklinde depresyonun en yoğun ve şiddetli halidir.
Soru: Depresyon teşhisi konan ve tedaviye başlanan hastaya
önerebilecekleriniz nelerdir?
Prof. Dr. Arif Verimli: Öncelikle biz hastalarımıza
hastalıklarını, hastalıklarının seyrini, ilaç kullanımıyla ilgili
dikkat etmeleri gereken noktaları ayrıntılarıyla anlatırız.
Hastalarımız yaptığımız görüşmelerde verdiğimiz bu öneri ve
bilgilere sıkı sıkıya itimat ederlerse depresyonun ortadan
kaldırılması için çok başarılı bir rota çizmiş oluyoruz. Bu sebeple
hastamızın öncelikle hastalığını tanıması, kabullenmesi ve hastanın
doktoruna güvenmesi gerekir. İlaç saatlerine sadık olmak ve
kendiliğinden ilacı kesmemek esastır. Etraftan gelen kanaatlere
inanmamak, bilimsel olmayan yöntemlerden medet ummamak( hoca,
üfürük, falcılık…) gerekmektedir. Depresyon bir beyin hastalığıdır
ve tıbben tedavisi mümkündür. Bunun dışındaki alternatifler yanlış
ve çözümsüzdür.
Soru: Depresyondaki bir kişinin yakınlarına önerebilecekleriniz
nelerdir?
Prof. Dr. Arif Verimli: Hasta yakınlarına en büyük önerim;
depresyondaki yakınlarının hastalıklarını önemsemeleri. Destek
olmaları. Bir müddet hastadan yarar beklememeleri (ev işleri için,
günlük işler için). Profesyonel olmayan hiçbir yardımda
bulunmamalılar. Bir Profesyonelden yardım almasını sağlamalılar.
Depresyondaki bir kişinin yakını olmak zor bir durumdur. Ancak
bilinmelidir ki; depresyon, tedavisi % 100 mümkün bir hastalıktır ve
birazcık destek, kişinin depresyondan çıkması için yeterli
olacaktır.
Soru: Her Mutsuzluk Depresyon mudur?
Prof. Dr. Arif Verimli: Bu konuda hazırladığım güzel bir çalışma var
ve bunu ileriki bölümlerde ayrıntılarıyla işleyeceğim ama çok sık
yapılan bir yanlış olduğu için hemen cevap vereyim. Mutsuzluk
Depresyon değildir. Mutsuzluk Depresyonun sadece bir belirtisidir.
Yaşanılan mutsuzluk anlarını “ben depresyona girdim” şeklinde
değerlendirmek yanlıştır. Özellikle de halk arasında mutsuz birine
“sen depresyona girmişsindir” deyip bir de kulaktan dolma bir
antidepresan önerilirse; gerçekte hasta olmayan birine ilaç
uygulatılmış olur, bu da kişide daha başka sorunlara yol açar. Bu
anlamda halkımızın günlük sıradan mutsuzlukları depresyon gibi
algılamamaları gerekiyor. Bu hem depresyon gibi çok ciddi bir
psikiyatrik rahatsızlığın da hafife alınması anlamında yanlıştır.
II- MEVSİMSEL DEPRESYON
(SONBAHAR DEPRESYONU)
Soru: Mevsimsel Depresyon nedir?
Psikiyatrist Prof. Dr. Arif Verimli: Sıcak, tasasız yaz günlerinin
geride kaldığı, sararan ağaçların yapraklarının yerlere döküldüğü,
puslu, kararsız ve kapalı gökyüzünün ortaya çıktığı sonbaharda,
depresyon görülme sıklığı diğer mevsimlere göre % 60 artmaktadır.
Depresyonun bilinen belirtilerinin ciddi anlamda görülme sıklığının
arttığı dönem Sonbahar mevsimidir. Vücut Biyolojimizin bir başka
ritme alıştıktan sonra yepyeni bir biyo-psiko-sosyal ritme alışması
sırasındaki geçiş dönemi beyin kimyasını etkilemekte ve bu da
mevsimsel depresyona yol açmaktadır. 2004 yılında “depresyon”
tanısıyla tedavi ettiğim hastalarımın % 60’ının sonbahar mevsiminde
belirtiler göstermeye başlayarak, depresyonu en yoğun sonbaharda
yaşadıklarını izledim. Bu oran 2003 yılında % 65 olarak görülüyordu.
Soru: Neden Sonbahar Depresyonu?
Psikiyatrist Prof. Dr. Arif Verimli: Sonbahar Depresyonu en sık
görülen depresyonlardan birisidir. Bunun nedenlerini şöyle
sıralayabiliriz:
1-) Biyolojik Sebepler: Yaz aylarında dünyaya dik gelen düşen güneş
ışınları gözümüz aracılığıyla kimyasal enerjiye dönüşmekte ve
“mutluluk hormonu” olarak bilinen serotoninin artmasını
sağlamaktadır. Göz ışık enerjisini kimyasal enerjiye çeviren
muhteşem bir organdır. Bir diğer bulgu da mevsimsel özelliği olmayan
bir denek grubunda, depresyonlarında ışık terapisi uygulayarak
başarılı sonuçlar elde edilmiştir. İkinci bulgu ise; Bir PET (beyin
metabolizmasını ölçen tomografi) çalışmasında depresyon hastalarında
ışığın kesilmesiyle orbital frontal kortekste ve sol inferior
parietal lobülde (beynin ön ve yan kısımları) azalma bulunmuştur.
Dolayısıyla tüm bu deneyler göstermektedir ki; sonbaharda azalan
güneş ışınları yaz mevsimi boyunca serotonin salgılamasının
azalmasına, beyin kimyasının değişmesine ve depresyona sebep
olmaktadır. Aynı mevsimsel depresyon kışın da görülür. Ancak yazın
hemen sonrası sonbahar olmasından dolayı sonbahar depresyonu, kış
depresyonundan daha sık olarak görülmektedir.
2-) Psikolojik Sebepler: Özellikle ergenlerde yaz aşkları son derece
önemsenmektedir. Zaten ergenliğin kendi biyolojisi depresyon
yaratmaya müsaittir. Bu sebeple biten yaz aşkları son derece
travmatik olmakta ve depresif ruh halinin belirmesine sebep
olmaktadır. Eğer bu dönemde ergen desteklenmezse depresif ruh hali
yerini depresyona bırakabilir. İkincisi ise bilişsel algılamalarımız
ve kavramlara yüklediğimiz anlamlar yaz bitiminde sonbahar
depresyonuna yakalanma riskini arttırır. Şöyle ki ;Yaz
sıcaktır-insanlar mutludur- her yer rengarenktir- yaz neşedir, güneş
umuttur… Güz soğuktur-insanlar hüzünlüdür- her yer sararır-
yapraklar bile ölür ve dökülür- güz yaslıdır-yağmur gözyaşıdır…
İşte kavramlara yüklediğimiz bu anlamlar sonbahara bir depresif ruh
katmaktadır. İnsanlar sonbaharda hüzünlü ve yaslıdır. Bu aslında
gerçekçi değil ancak insanoğlu olarak zaten olaylar, insanlar ve
kavramlardan çok olaylara, insanlara ve kavramlara yönelik
önyargılarıyla kanaatlere varmaktadır.
Ben Biyolojik Psikiyatriye inanan birisi olarak Sonbahar
depresyonunun biyolojik kökenine daha çok inanmakla birlikte
psikolojik kökenlerinin de payı olduğunu belirtmek istedim.
Soru: Sonbahar Depresyonu ne sıklıkta görülmektedir?
Prof. Dr. Arif Verimli: Sonbahar Depresyonu tüm depresyon
vakalarının % 10’unu kapsamaktadır. Dolayısıyla yaygın depresyon
türlerinden biridir. 2004 yılında “depresyon” tanısıyla tedavi
ettiğim hastalarımın % 60’ının sonbahar mevsiminde belirtiler
göstermeye başlayarak, depresyonu en yoğun sonbaharda yaşadıklarını
izledim. Bu oran 2003 yılında % 65 olarak görülüyordu. Sonbahar
depresyonu da diğer depresyon çeşitlerinde olduğu gibi kadınlarda
erkeklerden daha sık görülmektedir.
Soru: Sonbahar Depresyonu yazın çok gevşememizden dolayı bir anda iş
hayatına ve büyük şehirlerin trafiğine ve ya okulların açılmasına da
bağlı olabilir mi?
Prof. Dr. Arif Verimli: Kesinlikle etken oldukları söylenebilir.
Bazı ülkelerde tatil anlayışları, okulların başlama tarihleri
farklıdır. Ancak ülkemizde tatil denince yaz, tatil dönüşü denince
stres ve güz akla gelir. Bu sebeple kesinlikle sonbahar depresyonu
için geçerli birer faktördürler.
Soru: Sonbahar Depresyonu daha çok kimlerde görülür?
Prof. Dr. Arif Verimli: Tabi ki en çok genetik yatkınlığı olanlarda
görülür. Bununla birlikte depresyona neden olan etkenlerde
belirttiğimiz durumların tamamında görülür. Bunlara ek olarak nesne
ve olaylara gerçeğinin dışında duygusal anlamlar yükleyenlerde,
nesne ve olayları imajine edenlerde, yazın güneş ışınlarından
kimyasal enerji anlamında daha çok yararlananlarda, Tatilde normal
zamanların aksine biraz daha alkol alanlarda ve eğlence anlayışı
nedeniyle uyku düzeni bozulanlarda daha sık görülür.
Soru: Sonbahara girmeden önce depresyon riskini azaltmak için neler
yapabiliriz?
Prof. Dr. Arif Verimli: Öncelikle insanlara kendilerinde depresif
belirtiler var mı yok mu diye araştırmamalarını ve tatilden
döndüğümde sonbahar depresyonuna yakalanır mıyım diye sormamalarını
öneriyorum. Bunun yerine “yaz boyunca dinlendim. Enerji depoladım.
Artık tatile çıkmadan önceki gibi “tükenme sendromu” yaşamıyorum.”
Şeklinde kanaatler geliştirmelerini öneriyorum. Yağmuru gözyaşı
yerine bereket gibi, sararan yaprakları ölüm değil bir uyku gibi
anlamlandırarak ve imajine ederek depresif ruh halinden biraz uzak
durabiliriz.
III- YAŞA BAĞLI DEPRESYON
Soru: Çocuklar da depresyon geçirir mi?
Prof. Dr. Arif Verimli: Kesinlikle evet. Çocukların % 5’i depresyon
geçirdiği bilinmektedir. Depresyon ağırlıklı olarak bir yetişkin
psikiyatrik rahatsızlığı olmakla birlikte 4–11 yaş arası çocuklar da
depresyona yakalanabilirler. Hatta bebekler de bile depresyon
görülmektedir. Bir bebeğin geçirdiği ilk depresyon bir kardeşe sahip
olmaktır ve bunu sezer.
Soru: Çocukluk depresyonu hangi belirtileri gösterir?
Prof. Dr. Arif Verimli: Çocuklukta depresyon belirtileri;
Umutsuzluk, Olağan aktivitelere ilginin azalması ve ya daha önce
severek yaptığı aktivitelerden zevk alamama, Sürekli bir can
sıkılması, enerji eksikliği, Sosyal soyutlanma, iletişim eksikliği,
Öz saygı eksikliği ve suçluluk duygusu, Reddedilme ve ya
başarısızlık konusunda aşırı hassasiyet, Alınganlık, öfke veya
düşmanlık davranışlarında artma, Sık sık baş ağrısı, karın ağrısı
gibi fiziksel şikayetler, Okul devamı veya okul başarısında düşüklük
Konsantrasyon eksikliği, Yeme ve/veya uyuma alışkanlıklarında büyük
değişiklik, Evden kaçmakla ilgili sözler veya teşebbüsler, İntihar
veya kendine zarar verici davranış düşünceleri veya ifadeleri, Sık
sık üzüntülü olma ve ağlama… şeklinde sıralanabilir.
Soru: Bir çocuğun mutsuz ve ya depresyonda olduğunu nasıl ayırt
edebiliyoruz?
Prof. Dr. Arif Verimli: Bu çok önemli bir konu. Ailesinden aldığı
eğitim bir çocuğun sorunlara katlanma potansiyelini de doğrudan
etkilemektedir. Anksiyeteli yani telaşlı ve kaygılı bir annenin
genellikle telaşlı bir çocuğu, obsesif yani takıntılı bir annenin
genellikle obsesif bir çocuğu, mutsuz ve sorun çözmede yetersiz bir
annenin de mutsuz ve bağımlı bir çocuğu olabilmektedir. İşte bu
sebepler dolayı çocuk yuvaya verildiğinde depresyona girmekte, okula
ilk başladığında, bir arkadaşı şehir değiştirdiğinde… depresyona
girmektedir. Çocuklarımızın depresyonun psikolojik kökeni olan
yetiştirme ve olumsuz hayat koşulları karşısında sorun çözebilen
varolan acıları algılayabilen ve katlanabilen bir zihniyet
kazandırmalıyız. Bütün imkanları iki etmeden önlerine sunmak
depresyon için bir risktir.
Soru: Depresyon geçiren bir çocuğun davranışlarında ne gibi
değişiklikler olur?
Prof. Dr. Arif Verimli: Arkadaşlarıyla, anne ve babasıyla iletişimi
son derece zayıflar. Kötü giden olayların hepsinin kendinden
kaynaklandığı fikrine kapılır ve sürekli kendini suçlar. İçine
kapanır ya da son derece hırçınlaşır. Dikkati dağılır. İştahı
kesilir. Bu dönemde tikler ve fobiler (korkular) başlayabilir. Ders
başarısı düşer. Eskiden keyif aldığı bir şey örneğin çok sevdiği bir
çizgi film bile ona keyif vermez. Kendisine değer verilmediğini,
sevilmeyen çocuk olduğunu düşünmeye başlar. Bu dönemde çocuğun
hırçınlaşması ve dikkatinin dağılması kimi zaman çocuğa “Dikkat
Eksikliği ve Hiperaktivite” teşhisi konulmasına yol açar ve
depresyon fark edilemeyebilir. Bu anlamda Psikiyatristlerin ciddi
bir analiz yaparak ilaç ve ya psikoterapi uygulamalarına başlaması
gerekmektedir.
Soru: Depresyon teşhisi konan bir çocuğa nasıl yaklaşılmalıdır?
Prof. Dr. Arif Verimli: Öncelikle depresyonun bir beyin hastalığı
olduğunu ve birincil nedeninin beyin biyolojisindeki değişiklikler
olduğunu hatırlatalım. Nasıl ki çocuğumuzun bademcikleri şiştiğinde
onları doktora götürüyorsak, bir beyin hastalığını da doktora
götürmeliyiz ve bundan çekinmemeliyiz. Çocuğumuzla bir yetişkin gibi
mutsuzluğunu konuşabilmeliyiz. Eğer doktor ilaç tedavisi uygun
görmüşse asla aksatmadan ilacını içirmeliyiz. Teşhis konulduktan
sonra eskiye oranla daha ilgili, daha sempatik olmak da çok etkili
değildir. Önemli olan psikiyatristi dinlemek ve çözümü bir uzmana
bırakmaktır.
Soru: Çocukluk depresyonunun tedavisi nasıldır?
Psikiyatrist Prof. Dr. Arif Verimli: Ergen depresyon tedavisinden
farklı değildir. İlaç Tedavisi ve Psikoterapi ya da her iki tedavi
şekli bir arada çocukluk depresyonunun tedavisinde etkilidir. Ancak
çocukluk döneminin kendine has hayat algılayışı nedeniyle onun
dilinden konuşabilecek onu anlayabilecek tecrübeli bir yardım kapısı
aranmalıdır. Çünkü daha önce de belirttiğim gibi yanlış teşhis
konulabilir ve yanlış tedavi uygulanabilir. Depresyonda olan bir
çocuğa “Uyum Bozuklukları, Öğrenme Bozuklukları, Dikkat Eksikliği ve
Hiperaktivite…” teşhisi konulması yanlıştır. Tecrübesizliktir.
Soru: Ergenlik dönemi depresyonu nedir?
Psikiyatrist Prof. Dr. Arif Verimli: 12–25 yaş arası süren, ergenlik
ve yetişkinliğe adım atılan dönemde gençlerde görülen depresyondur.
Bu dönem kendi biyolojik yapısı itibariyle gençlerin depresyona
girmesine zemin hazırlamaktadır. Vücut hormonlarının değiştiği,
yaşam algılayış ve anlayışlarının değiştiği, cinselliğin
kaşfedildiği çok hassas ve kimi zaman zorluklar barındıran bir yaşam
dönemidir. İşte bu dönemde Gençlerin depresyon geçirmeleri çok sık
görülür.
Soru: Ergenlik Dönemi depresyonunun belirtileri nelerdir?
Psikiyatrist Prof. Dr. Arif Verimli: Gençlerde sık görülen ruhsal
rahatsızlıklardan biri majör depresyondur. Tanı konup tedavi
edilmediği takdirde, hastalarda madde kullanma eğilimi artmakta,
okul başarısı düşmekte, toplumsal uyum bozulmakta en önemlisi de
intihar riski artmaktadır. Gençlerde depresyon; mutsuzluk, kendini
eksik yetersiz, işe yaramaz hissetme, ebeveynlerle çatışmalar,
huysuzluk, hayattan keyif almama, hırçınlık, saldırganlık, yalnız
kalma isteği, sebepsiz ağlamalar, aşk acısı yaşama, hayatı boş
anlamsız ve işe yaramaz bulma, boşlukta olma hissi, gelecek kaygısı,
iştahın azalması ya da aşırı artması, uyku düzeninde bozulmalar,
asilik, ebeveynleri terslemeler ve onlardan uzaklaşma, kişisel
ilişkilerinde uyumsuzluk ve diyaloglarda başarısızlık, kişilik
karmaşası… gibi belirtiler gösterir. Araştırmalar genç yaşlarda
ortaya çıkan depresyonun tekrarlama olasılığının ileri yaşlarda
başlayan depresyonlara göre fazla olduğunu göstermektedir. Bütün bu
nedenlerden dolayı gençlerde depresyonun tanınması ve tedavi
edilmesi önem kazanmaktadır.
Soru: Ergenlik Dönemi depresyonu ne sıklıkta görülür?
Prof. Dr. Arif Verimli: Ergenlik Dönemi depresyonu çok sık görülür.
12-25 yaş uzun bir dönemdir. Ve bu dönemi geçiren herkes mutlaka
depresif ruh haline büründüğü zamanlar olmaktadır. Ancak depresyonun
belirtileri en az 3 ay ve sürekli görüldüğünde o zaman depresyon
teşhisi koyabiliyoruz. Bu dönemde gençlerin % 15-20’si depresyon
geçirmektedir. Depresyon görülme sıklığı, kızlarda erkeklerden daha
fazladır. Araştırmalar genç yaşlarda ortaya çıkan depresyonun
tekrarlama olasılığının ileri yaşlarda başlayan depresyonlara göre
fazla olduğunu göstermektedir.
Soru: Ergenlik hassas bir dönem olduğu için bu dönem depresyonunun
yol açabileceği olumsuzluklar nelerdir?
Prof. Dr. Arif Verimli: Ergenlik dönemi bireyin yaşamındaki en
hassas dönemlerden biridir. Hormonal yapıdaki değişiklikler ve yaşam
algısıyla ilgili değişiklikler yetişkinlik yaşlarına atılan ilk
adımlarda kimi zaman tehlikelere ve büyük sorunlara yol
açabilmektedirler. Sıralayacak olursak;
-Madde ve
alkol kullanımı
-Yasadışı
fikirler edinme ve eylemlerde bulunma
-
Saldırganlık
-
Sağlıksız ve bilinçsiz cinsel deneyimler
-Kişilik
gelişiminde uyumsuzluklar ve antisosyal yapının oturması
-İntihar
Gençlerimizin direkt
olarak yaşamına yönelik olan bu tehlikeler ergenlik depresyonunda
şiddetli olarak ortaya çıkabilir ve gencin hayatına malolabilir.
Ergenlik dönemi depresyonu kesinlikle ciddi bir konudur. Depresyonun
en sık görüldüğü dönemlerden biridir.
Soru: Ergenlik Dönemi
Depresyonu’nda nelere dikkat edilmelidir?
Psikiyatrist Prof. Dr. Arif Verimli: Depresyona yatkınlığı
olan ve depresyonda olan hastaların uzmanlarca takip edilmesi
önemlidir. Geçlerde depresyon geçirme olasılığını artıran özellikler
şunlardır: ailede depresyon hastası bireylerin olması, anne- baba
ile sürekli çatışma halinde olmak, daha önce depresyon atağı
geçirmiş olmak, bazı davranış bozuklukları göstermek vb. Kızlarda
depresyon erkeklere göre daha fazla görülmektedir. Gençlerde
depresyon yetişkinlerde görüldüğü gibi tipik belirtilerle
seyretmeyebilir. Çok değişik belirtilerin altında depresyon yatıyor
olabilir bu nedenle tanı koymak güçtür. Gençlerde depresyonun ilaçla
tedavisi çoğu zaman yeterli değildir. Bunun yanında psikoterapi ve
aile görüşmeleri önem kazanmaktadır.
Soru: Gençlik Depresyonu’nda nasıl bir tedavi yolu izlenir?
Prof. Dr. Arif Verimli: Ergenlik Dönemi kendi içerisinde
kompleks, karışık, zahmetli bir süreç olduğundan dolayı tedavisi de
bir o kadar performans gerektiricidir. Çünkü gençlik dönemi
depresyonu diğer depresyon türleri içinde tedaviye daha dirençlidir.
Gençlerde görülen depresyon yetişkin hastalarda görülen depresyona
göre tedaviye daha dirençlidir. İlaç tedavisi ile düzelen genç
depresyon hastalarında hastalık ilk 1 yıl içinde %39 oranında
tekrarlamaktadır. Bu hastaların yarısında da özellikle ilk 6 ayda
hastalık tekrarlamaktadır. Bu nedenle yeni tedavi seçenekleri
geliştirilmelidir. Tedavide psikoterapi uygulamaları çok başarılı
sonuçlar verdirir. Genci anlayabilen bir psikoterapist gencin
depresyon problemine yararlı olur.
Prof. Dr. Arif Verimli: Yaşlılık depresyonunda özellikle 65 yaş ve
üstü bireylerin depresyonlarını anlıyoruz. 65 yaş üstü kişilerin
ergenlik ve yetişkinlik dönemlerinde depresyon geçirmiş olmalarının
yaşlılıkta tekrarlayıcı olduğunu bilimsel verilerden biliyoruz.
Bununla birlikte vücut metabolizmasının yavaşlaması ve hormonal
dengede değişiklikler, beyin kimyasını etkilemekte ve yaşlılıkta da
depresyon görülmektedir. Psikolojik olarak değerlendirdiğimizde ise;
yalnızlık, sağlık şikayetleri, ölüm fikri, geçmişe dönük
pişmanlıklar, hayata adım atarken var olan idealleri
gerçekleştirememek… gibi düşünceler yaşlılık depresyonunda
etkilidir. Yaşlılarda depresyon ergenlikte olduğu gibi kendini
genellikle saldırganlıkla göstermez. Yaşlılık depresyonu daha çok
sessizlik, durgunluk, isteksizlik, boşluk ve yorgunlukla kendini
gösterir. Yaşlı kişi kendi içine döner. Yalnız kalmak isteyebilir.
Unutkanlık artar. Uykusuzluk ve iştahsızlık problemleriyle
karşılaşılır. Kimi hastalarda huysuzluk ve huzursuzluk ve
saldırganlık şeklinde görülebilir.
Soru: Yaşlıların depresyona en çok girme nedenleri nelerdir?
Prof. Dr. Arif Verimli: Yaşlanmanın kendi biyolojik ve fiziksel
yapısından kaynaklanan etkileri, yalnızlık, ölüm fikri, geçmişe
dönük pişmanlıklar, hayata adım atarken var olan idealleri
gerçekleştirememek… gibi nedenleri vardır. Yaşlılar üzerinde yapılan
bir araştırmada; yaşlılar, kendilerini en çok mutsuz eden nedeni
“Sağlık Problemleri” olarak cevaplamışlardır.
Soru: Yaşlılarda depresyon ne sıklıkta görülür ve tedavisi nasıldır?
Prof. Dr. Arif Verimli: 65 yaş ve üzeri kişilerin % 15-20’sinde
depresyon görülür. Ancak ağrılarından ve yaşlanmalarından dolayı
olan fiziksel enerjisizlikleri depresyon teşhisi için yeterli
değildir. Ya da her unutkanlık da “Demans” olarak teşhis edilemez.
Bu sebeple ortada geçmişe dönük ağır suçluluk duyguları ve
pişmanlıklar ve süregelen bir neşesizlik ve boşluk hissi taşıyor
olmaları, yaşlılık depresyonu için ayırıcı tanıdır. Tedavisi ilaç ve
psikoterapidir. Ancak yaşlılara ilaç seçerken dikkatli olunmalıdır.
Vücut metabolizmaları yavaşladığı için, metabolizmanın tolere
edebileceği (kaldırabileceği) ilaçlar doğru dozlarda
kullanılmalıdır.
IV- ALKOL/MADDE KULLANIM
BOZUKLUĞU VE DEPRESYON
Soru: Alkol kullanımı depresyona yol açar mı?
Prof. Dr. Arif Verimli: Alkol kullanımı olanların yaklaşık % 40’ı
yaşamlarında bir dönem majör depresyon (ağır depresyon)
geçirmektedir. Birçok çalışmada depresyonun günlük alkol tüketimi
yüksek olan, ailesinde alkol bağımlılığı öyküsü olan bağımlılarda
daha sıklıkla karşılaşıldığı bilinmektedir. Alkole bağlı depresyonda
intihar riski de diğer depresyon türleri içerisinde daha yüksektir.
Alkol Kullanım Bozukluğu ve alkol bağımlılığı olan kişilerin beyin
omurilik sıvılarında dopamin metabolitlerinin düşük olduğu
gözlenmiştir. Yani alkol kullanımı kesinlikle depresyona yol
açmaktadır. Depresyonun önemli nedenlerinden biridir.
Soru: Alkol kullanımının yol açtığı depresyon daha çok hangi
yaşlarda görülür?
Prof. Dr. Arif Verimli: Alkol kullanımının yol açtığı depresyon daha
çok 20-40 yaşları arasında görülür. Erkekler alkol kullanımında
kadınlardan daha büyük bir orana sahip oldukları için alkol
kullanımının yol açtığı depresyona daha fazla maruz kalırlar.
Soru: Alkol Kullanımının yol açtığı depresyon tedavisi nasıldır?
Tedavide zorluklar nelerdir?
Prof. Dr. Arif Verimli: Alkol Kullanımının yol açtığı depresyon
tedavisi’ndeki en büyük zorluk; depresyon tedavisine alınan alkol
kullanıcısı hastanın ilaçlarla alkolü bir arada kullanması riskidir
ki bu risk son derece ciddi ve hayati bir önem arz eder. Depresyon
tedavisi ve alkol kullanım bozukluğu tedavisi bir arada
yürütülebilir. Zaten buradaki depresyon alkol kullanımının direkt
sonucudur. Tedavi iki yönlü, kombinasyonlu yapılmalıdır. Burada
psikiyatristin ve hasta yakınlarının titizlikle uygulamaları gereken
alkol ve antidepresanların bir arada alınmasını kesinlikle
engellemektir.
Soru: Madde Kullanımının (Uyuşturucu Kullanımı) yol açtığı
depresyonu anlatır mısınız?
Prof. Dr. Arif Verimli: Genellikle madde kullanıcısının
depresyonunda psikiyatrist şu 3 soruya cevap arar:
1-) Hastanın herhangi bir fiziksel rahatsızlık için uzun zamandır
kullandığı bir ilaç var mıdır?
2-)Hasta yanlışlıkla nörotoksik madde etkisinde mi kalmıştır
3-)Hasta keyif için mi madde kullanmaktadır.
Psikiyatrist bu sorunun cevabını verdiğinde maddeye bağlı depresyon
için doğru verileri elde etmiş olur.
Soru: Madde Kullanımının (Uyuşturucu Kullanımı) yol açtığı
depresyonunun belirtileri nelerdir?
Prof. Dr. Arif Verimli: Belirtileri; Depresyonun tüm belirtilerinin
(suçluluk duyguları, karamsarlık, yoğun kaygılar, kendine güvenin
azalması, konsantrasyon güçlükleri, sinirlilik, uzun süren üzüntü,
tekrarlayan ölüm ve intihar düşünceleri, çoğalan ya da azalan enerji
düzeyi, uykuda düzensizlik ( aşırı ya da çok az uyku), iştahın aşırı
artması ya da azalması, neşesizlik, hayattan keyif almama,
tahammülsüzlük, cinsel istekte azalma, bakımsızlık, içine dönme,
sürekli geçmişe yönelik pişmanlıkları ve hataları düşünme, kendini
değersiz görme, yorgunluk, kendini boşlukta ve işe yaramaz
hissetme…) madde kullanımıla birlikte ortaya çıkmasıdır. Yapılan
araştırmalar göstermiştir ki; madde kullanımı beyin hücrelerini
geridönüşümsüz yok etmekte ve serotonin hormonunu azaltmaktadır.
Soru: Madde Kullanımının (Uyuşturucu Kullanımı) yol açtığı
depresyonunun tedavisi nasıldır?
Prof. Dr. Arif Verimli: Tedavisi: Tedavi öncelikle madde kullanımı
ve madde bağımlılığının ortadan kaldırılmasıdır. Ancak aynı alkolde
olduğu gibi psikiyatristin karşısına çıkan zorluk; hastanın
kullandığı maddelerle antidepresanları bir arada kullanması
riskidir. Bu risk hayatidir. Tedavi ilaç tedavisi, psikoterapi ve
rehabilitaston ve readaptasyon çalışmalarını içermektedir.
Readaptasyon; hastanın madde kullanmadan önceki gibi topluma
kazandırılmasıdır. Madde kullanımının ortadan kaldırılmasıyla
depresyon hızını yitirir.
Not: Alkol ve madde kullanımı ve bağımlılığının yol açtığı
depresyon; yineleyicidir. Madde ve alkol kullanımına tekrar
başlandığında bir önceki depresyon döngüsüne göre şiddetle
yaşanmaktadır. Alkol ve madde kullanımıyla seyreden depresyonda
intihar riski çok yüksektir.
V-GUATR VE DİYABET
HASTALARINDA DEPRESYON
Soru: Diyabet
Hastalarında depresyon görülür diye bilinir. Doğru mudur?
Prof. Dr. Arif Verimli:
Diyabetli hastalarda görülen en sık psikiyatrik bozukluktur.
Diyabetin direkt depresyon oluşumuna etki ettiği söylenemez ancak
dolaylı yollardan depresyona sebep olabilir. Diyabet neticesinde
ortaya çıkan duygusal tepkiler, komplikasyonlar, şeker yüksekliğine
bağlı beyin metabolizmasının bozulması ve fiziksel gücün azalması
depresyona yatkınlığı artırabilir. Ancak daha mühim olan konu ise
depresyonu olan diyabet hastalarının karşılaştığı tehlikelerdir.
Depresyonun % 50’sinde kortizol hormonu yüksek bulunmuş. Bu hormon
yükseldiği zaman kan şekerini artırmakta ve alınan
anti-diyabetiklerin ve insülinin etkinliğine direnç oluşumuna sebep
olmaktadır. Şekeri bir türlü düşmeyen hastalarda bu durumun olması
kuvvetle muhtemeldir. Biyolojik etkisinin yanında depresyon kişinin
yaşama isteğini azalttığı için hastanın tedaviye ve iyi olmaya karşı
motivasyonunu azaltmaktadır. Aman bundan sonra yaşasam ne olur,
yaşamasam ne olur gibi bir mantık gelişir. Sonuçta kişide tedaviye
uyumsuzluk ve hastalıkta gitgide kötüye gitme söz konusu olur.
Soru: Diyabette
Depresyonun Belirtileri nelerdir?
Prof. Dr. Arif Verimli:
Neredeyse her gün, gün boyunca kendini boş ve üzgün hissetme. Diyet
yapmıyorken belirgin kilo kaybı veya kilo alma (Vücut ağırlığının
%5'inden çoğunun bir ay içinde artması ya da uzaması.)Geceleri uyuma
güçlüğü çekmek ya da çok fazla uyumak. Endişeli, heyecanlı, içi
içine sığmama durumu olarak tanımlanan "ajitasyon" içinde olmak ya
da fiziksel olarak yorgun, dermansız hissetmek.Belirgin olarak,
yapılan aktivitelerde ilginin ya da tatminin kaybolması. (Hiç bir
şeyden zevk almamak, yapmak istememek.) Kendini haddinden fazla,
yersiz olarak suçlamak ve kendini değersiz bulmak. Düşünme ve
konsantrasyon yeteneklerinde azalma, kararsızlık. Sık sık ölümü
düşünmek (sadece ölüm korkusu değil), intiharı planlamak veya
intihara kalkışmak.
Soru: Diyabetli
hastaların depresyonunda nasıl bir tedavi uygulanır?
Prof. Dr. Arif Verimli:
Öncelikle diyabet tedavisini veren doktorla depresyon tedavisini
veren doktor ortak hastalarıyla ilgili konsültasyon yapmalıdırlar.
Şeker hastalığı tedavisi ve depresyon tedavisi bu konsültasyonla
başarılı sonuçlar verir. İlaçlar ve ilaç saatlerinin çakışması ve
etkileri, ilaç dozlarının belirlenmesi uzmanların işidir. Diyabet
hastasına psikoterapi uygulanması da etkili sonuçlar verir.
Soru: Tiroid Hormonu, Guatr Hastalığı ve Depresyon ilişkisini
anlatır mısınız?
Prof.
Dr. Arif Verimli: Halk tarafından guatr diye bilinen hastalık tiroid
bezinin büyümesidir. Tiroid bezi büyümeksizin hormon salgısı
artabilir. Buna “hipertiroidi” denir. Tiroid bezi büyümüş ya da
normal olabilmektedir fakat hormon salgısında bir azalma vardır.
Buna “hipotiroidi” denir. Hipotiroidi ve hipertiroidi her ikisi
birden ruhsal belirtilerle kendini gösterebilir. Tarihte İlk
hipertiroidi vakası bir psikiyatri kliniğinde bulunmuştur.
Hipotiroidi de hipertiroidi de depresyona yol açabilmektedirler. Ya
da depresyonun tedavisini geçiktirici etki yaparlar.
Tiroid’te
bir hastalık olmadan da tedaviye dirençli bazı depresyonlarda tiroid
hormonu vererek direnç aşılmaya çalışılır. Bu kişinin tiroid hastası
olduğu anlamına gelmez. Psikiyatrist depresyon hastasına tiroid
hormonlarının tahlilini yaptırarak sonuca varır. Bu durumda ilaç
tedavisi başlar. Tiroidin depresyona etkisi nörokimyasal bir
etkidir. Tiroid hormonlarının en sık rastlanan yan etkileri ishal,
terleme, taşikardi, titreme, baş ağrısı ve uykusuzluktur. Tiroid
hormonunun kalp yetmezliği ve hipertansiyon hastalarında
kullanılması sakıncalı olabilir.
VI- DEPRESYON’UNUZU
ÖLÇÜN
Bu testi cevaplayarak ve
verdiğiniz cevapları değerlendirerek depresyonda olup olmadığınızı
kendi kendinize ölçebilirsiniz.
1-) Kendimi kırgın,
kederli ve hüzünlü hissediyorum.
a)Her zaman b)Sık
sık c)Ender olarak d)Hiçbir zaman
2-) Kendimi sabahları
diğer zamanlara göre daha kötü hissediyorum.
a)Her zaman b)Sık
sık c)Ender olarak d)Hiçbir zaman
3-)Ağlama
krizleri geçiriyorum ve ya kendimi ağlayacak gibi hissediyorum
a)Her zaman b)Sık
sık c)Ender olarak d)Hiçbir zaman
4-)Yattığımda uyumakta güçlük çekiyorum ya da hiç uyuyamıyorum.
a)Her zaman b)Sık
sık c)Ender olarak d)Hiçbir zaman
5-)İştahım
çok arttı.
a)Her zaman b)Sık
sık c)Ender olarak d)Hiçbir zaman
6-)İştahım
çok azaldı.
a)Her zaman b)Sık
sık c)Ender olarak d)Hiçbir zaman
7-) Çekici kadın/erkeklere bakmaktan, onlarla konuşmaktan ve vakit
geçirmekten keyif alıyorum.
a)Hiçbir zaman b)Ender olarak c) Sık sık d) Her zaman
8-) Kabızlık çekiyorum.
a)Her zaman b)Sık
sık c)Ender olarak d)Hiçbir zaman
9-) Kilo kaybetmekte olduğumu fark ediyorum.
a)Her zaman b)Sık
sık c)Ender olarak d)Hiçbir zaman
10-) Kalbim şu sıralar herzamankinden hızlı çarpıyor.
a)Her zaman b)Sık
sık c)Ender olarak d)Hiçbir zaman
11-)Huzursuzum ve yerimde duramıyorum.
a)Her zaman b)Sık
sık c)Ender olarak d)Hiçbir zaman
12-) Geleceğe ümitsiz bakıyorum.
a)Her zaman b)Sık
sık c)Ender olarak d)Hiçbir zaman
13-) Şu sıralar eskiye oranla daha tedirginim.
a)Her zaman b)Sık
sık c)Ender olarak d)Hiçbir zaman
14-) Kolaylıkla karar veremiyorum.
a)Her zaman b)Sık
sık c)Ender olarak d)Hiçbir zaman
15-) İşe yaramadığımı kimsenin bana ihtiyacı olmadığını düşünüyorum.
a)Her zaman b)Sık
sık c)Ender olarak d)Hiçbir zaman
16-) Ölseydim herkes için daha iyi olurdu.
a)Her zaman b)Sık
sık c)Ender olarak d)Hiçbir zaman
17-) Hayattan zevk almıyorum.
a)Her zaman b)Sık
sık c)Ender olarak d)Hiçbir zaman
18-) Kendime bakmak/süslenmek istemiyorum.
a)Her zaman b)Sık
sık c)Ender olarak d)Hiçbir zaman
19-) Son zamanlarda kendim için bir şeyler yapmadım.
a)Her zaman b)Sık
sık c)Ender olarak d)Hiçbir zaman
20-) İş yapmak bana zor geliyor.
a)Her zaman b)Sık
sık c)Ender olarak d)Hiçbir zaman
Değerlendirme:
En az 12 “a” cevabı verdiyseniz: Melankoli olabilirsiniz. Melankoli
Depresyonun daha ağır daha yoğun ve daha şiddetli halidir. Tam bir
hiçlik durumudur. Majör Depresif Bozukluktaki en son majör depresif
ataktır. Melankoli; hayattaki tüm etkinliklerden tamamen zevk
almıyor olma. Genelde haz verebilecek uyaranlara tepkisiz kalma,
sevilen birinin ölümü kadar acı çekme, aşırı ve abartılı suçluluk
duyguları, sabahları daha kötüleşme şeklinde depresyonun en yoğun ve
şiddetli halidir.
En az 12 “b” cevabı verdiyseniz: Majör Depresyon olabilirsiniz.
Majör Depresyon Ağır depresyon demektir. Depresyon belirtilerinin
(Sosyal yaşamdan uzaklaşma, günlük aktivitelere ilginin azalması,
sık sık ağlama isteği, kişisel bakımda özensizlik, umutsuzluk,
kimsenin kendisiyle ilgilenmediği düşüncesi, alkol ya da madde
kullanımına başlama, suçluluk duyguları, karamsarlık, yoğun
kaygılar, kendine güvenin azalması, konsantrasyon güçlükleri,
sinirlilik, uzun süren üzüntü, tekrarlayan ölüm ve intihar
düşünceleri, çoğalan ya da azalan enerji düzeyi, uykuda düzensizlik
( aşırı ya da çok az uyku), iştahın aşırı artması ya da azalması,
neşesizlik, hayattan keyif almama, tahammülsüzlük, cinsel istekte
azalma, bakımsızlık, içine dönme, sürekli geçmişe yönelik
pişmanlıkları ve hataları düşünme, kendini değersiz görme,
yorgunluk, kendini boşlukta ve işe yaramaz hissetme…) en az 5’inin
ağır bir şekilde görüldüğü depresyondur.
En az 12 “c” cevabı verdiyseniz: Minör Depresyon olabilirsiniz.
Minör Depresyon hafif şiddetli depresyondur. Depresyon
belirtilerinin en az 5’inin en az 3 aydır sürekli görülmesi şeklinde
gelişir. İntihar riski zayıftır. Tedaviye kolay cevap verir.
En az 12 “d” cevabı verdiyseniz: Gözünüz aydın. Depresyonda
değilsiniz. Hepimizin her gün yaşayabileceği geçici stres ve olumsuz
hayat koşulları yaşıyorsunuzdur ancak depresyon belirtilerinin en az
5’inin en az 3 ay boyunca sürekli görülmediği bir yapınız var.
VII-DEPRESYON VE İNTİHAR
Soru: İntihar ve Depresyon ilişkisini İntiharın ne olduğundan da
bahsederek yanıtlayabilir misiniz?
Prof. Dr. Arif Verimli: İntihar istemli olarak kendini öldürme
eylemidir. Zor durumdaki bireyin çok boyutlu huzursuzlukla bir çıkış
yolu olarak tanımladığı eylemi en iyi anlatan bilinçli olarak
kendine yönelen yok etme eylemidir. İntihar rastgele ve ya amaçsız
bir eylem değildir. Aksine devamlı yoğun bir acıya neden olan bir
sorun ve ya krizden çıkış yolu olarak görülür. İntihar engel olunmuş
veya yerine getirilmemiş gereksinimler, umutsuzluk ve çaresizlik
hisleri, üstesinden gelinir veya gelinemez stresler arasındaki
çatışmalar, algılanan seçeneklerin kısıtlılığı ve kaçma gereksinimi
ile ilişkilidir. İntihara eğilimli kişiler sıkıntı belirtisi
gösterirler.
Amerika Birleşik Devletleri’nde her yıl 30.000 ölüm intiharla olur.
Erkekler kadınlardan 3 kat fazla oranda intihar ederler. Bu oran
bütün yaş grupları için sabittir. Bununla birlikte kadınlar
erkeklerden 4 kat daha fazla oranda intihara teşebbüs ederler.
İntihar oranları yaş ile doğru orantılı olarak artmaktadır. Erkekler
arasında 45 yaşından sonra, kadınlar arsında 55 yaşından sonra
intihar oranları en yüksek oranda görünür.
Madde kullanımı, depresif Bozukluklar, şizofreni ve diğer ruhsal
bozukluklar gibi psikiyatrik hastalıklar intihar konusunda çok
etkili sebeplerdir. İntihar gerçekleştirmiş ya da intihara girişen
tüm hastaların % 95’i psikiyatrik bozukluk teşhisi almıştır. Bu
sayının % 80’i ise depresif bozukluklara yani depresyona
dayanmaktadır. Depresyon hastalarının intihar riski hasta
olmayanlara göre 8 kat daha fazladır. Tedavi edilmeyen depresyon
vakalarının % 15’i intiharla sonuçlanmaktadır. Depresyon hastalığı
intihar ile doğrudan ilişkili bir psikiyatrik hastalıktır. Son 15
yıldaki psikofarmakolojik devrimler ve ilaç endüstrisindeki
gelişmeler Depresyonda intihar vakalarını azaltmıştır.
İşte bu sebepten dolayı özellikle bu can sıkıcı intihar konusunu bu
kadar ayrıntılı anlattım. Lütfen Depresyonu önemseyin. Tedavisi
mümkün bir beyin hastalığıdır. Kendi kendinize iyileşebileceğini
düşünmeyin. Mutlaka Psikiyatristten yardım alın.
VIII- DEPRESYON VE KADIN
Soru: Depresyon ve Kadın ilişkisini anlatabilir misiniz? Depresyon
kadının yakasını neden bırakmıyor?
Prof. Dr. Arif Verimli: 2003–2004 yılları arasında 2500 hasta
üzerinde yaptığımız araştırmada en çok görülen hastalıklar; nevrotik
bozukluklar, depresyon, manik depresif psikozlar, cinsel işlev
bozuklukları, madde kullanımı ve bağımlılığı şeklinde
sıralanmaktadır. Depresyon teşhisiyla tedavi ettiğimiz hastaların %
30’u kadın % 10’ u erkektir. Kadınların yaş grubu 30–55 olarak
belirginleşmektedir. Meslek dağılımı olarak da % 35 ev hanımı, % 18
işçi ve ya işçi emeklisi, % 15 memur ve ya memur emeklisi, % 12 özel
sektör, % 10 doğum öncesi ve sonrası depresyonu ve % 10 menopoz
dönemi depresyonu şeklindedir.
Bu sonuçlar vahim bir
şekilde Türk kadınının erkekleri Depresyon’da 3’ekatladığını göstermektedir. Bunun nedenleri arasında
erkeklerden farklı olarak, kadınlarımızın büyük çoğunluğu
çalışmamaktadır, Sosyal ve ekonomik güçleri olmadığı için söz
söylemeye de pek hakları yok gibi hisseder ve içlerinde sorunu
biriktirerek, çözüme ulaştıramazlar. Toplumsal yük, ev işi, çocuk
bakımı kadının üzerindedir ve bu son derece yıpratıcı ve zor bir
görevdir. Kadınlar kendilerini soysa ve sanatsal anlamda
geliştirecek imkanlardan hala yeterince yararlanamamaktadırlar.
Kadın kısıtlı, tutumlu ve idareci olmak zorundadır. İkinci neden
doğum öncesi ve sonrasında depresyon riskinin artması, üçüncü neden
ise; menopoz döneminde depresyon riskinin artmasıdır. Doğum,
menopoz, adet sancısı… erkeklerde görülmediği için oran kadınlarda
daha yüksek çıkmıştır. Dolayısıyla durumun biyolojik farklılıkla da
yakından ilgisi bulunmaktadır.
Soru: Menopoz ve Depresyon arasında nasıl bir ilişki vardır?
Psikiyatrist Prof. Dr. Arif Verimli: Menapoz öncesi psikiyatrik
bir rahatsızlık geçiren kişilerde menapoz’un yarattığı etkiler 3
katı fazla oranda görülmektedir. Bireylerde görülen Psikiyatrik
rahatsızlıklar beyin kimyasının değişimiyle ilgili rahatsızlıklar
olup tedavi edilebilir rahatsızlıklardır. Menapozun ortaya çıkması
da kadın vücudunda azalan östrojenin düzensiz adet görülmesine ve en
sonunda tamamen adetten kesilmesine yol açmaktadır. Dişiliği koruyan
östrojen hormonunun menopozda üretilmemesi kadının stres
uyarıcılarına karşı daha desteksiz olduğunu göstermektedir.
Psikiyatrik anlamda menopoz döneminin psikiyatristleri
ilgilendiren 3 yönü bulunmaktadır:
—Kadının ruh sağlığında yarattığı etkiler
—Alkol madde ve sigara bağımlılığının menopoza etkisi
—Menopozda evlilik sorunları
—Kadın ruh sağlığında görülen etkiler: Östrojen hormonunun direkt
etkisinden bağımsız olarak yaptığımız araştırmalarda Menopoz’a giren
her 100 kadından 60’ı doğrudan veya dolaylı olarak psikiyatrik
sorunlar yaşamaktadır. Bu yaşanan sıkıntıları sıralayacak olursak
akut stres bozukluğu, ateş basmaları- uyuşmalar- şişkinlikler- denge
bozuklukları-kalp çarpıntılarıyla süre giden panik bozukluk,
duygusal çökkünlük ve depresif ruh hali, kişilik ve özgüven
problemleri, mutsuzluk, hevessizlik, uyku düzeninde bozukluklar…
şeklinde sıralanmaktadır.
—Alkol, madde ve sigara kullanımının beyin hücrelerinin ölmesine
sebep olmakta (atrofi) ve hücresel rejenerasyon (hücre yenilenmesi)
mümkün olmamaktadır. Bu bedenin erken yaşlanmasına ve dolayısıyla
menopoz yaşının düşmesine neden olmaktadır.
—Menapozda evlilikte çok ciddi sorunlar görülmektedir. Kadının ruh
sağlığındaki bozulmalar direkt olarak eşini de etkilemektedir.
Özellikle cinsel yaşam üzerinde çok ciddi sıkıntılar yaşanmaktadır.
Bir kadının menapoza girmeyi bir yeti kaybı, bir kadınlık vasfı
kaybı gibi görmesi son derece yanlış bir bilgi işlem hatasıdır.
Erkeği seksten uzaklaştırır. Menopoz döneminde de sağlıklı bir
cinsel yaşam sürdürülebilir.
Soru: Doğum öncesi ve sonrası depresyon riski artar mı?
Prof. Dr. Arif Verimli: Kesinlikle doğum öncesi ve sonrasında
depresyon riski artar. Bunun iki nedeni vardır. Birincisi kadın
metabolizması ve hormonal dengesinde doğumla beraber görülen
değişiklikler, ikincisi ise; bir bebeği dünyaya getirmeye psikolojik
olarak hazır olup olmama.
Bir Bebek dünyaya getirmek tamamiyle bir yaşam değişikliğidir. Artık
hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Kadının yavrusuyla ilgili
kaygıları onun doğumu itibariyle başlar ve daima devam eder. Eski
yaşam koşulları, yaşam algılaması ve kavramlara yüklenen anlamlarda
bütünüyle değişiklik olacaktır. Bu iki ana sebeple doğum öncesinde
ve doğum sonrasında depresyon riski 2 kat oranla artar. Doğum konusu
gündemde yokken depresyon geçirmiş bir kadının doğum öncesi ve
sonrasında depresyon geçirme riski hiç depresyona girmemiş bir
kadından daha yüksek oranda görülmektedir.
IX-DEPRESYON TEDAVİSİNDE
YAPILAN YANLIŞLAR VE ALTERNATİF DEPRESYON TEDAVİ YÖNTEMLERİ
Soru: İlaç ve Psikoterapi dışında Depresyon tedavisinde kullanılan
yöntemler var mıdır? Alternatif Depresyon tedavisi nedir? Hangi
yiyecekler depresyona iyi gelir?
Psikiyatrist Prof. Dr. Arif Verimli: İlaç ve Psikoterapi dışında
modern tıpta kullanılabilecek herhangi bir yöntem yoktur. Şu an
Psikiyatri Bilimi çok iyi bir durumdadır. İlaç endüstrisinin ve
psikofarmakolojinin ulaştığı nokta insanlığın psikiyatrik
problemlerine kalıcı ve gerçekçi çözümle bulmamızda çok etkili birer
silah olarak elimizde durmaktadır. Teknolojinin de bize sunduğu
elektronik cihazlar sayesinde insanca tedaviyi hastalarımıza
ulaştırmaktayız.
Bu sebeple ben Tıp ve Psikiyatri dışında hiçbir yöntemin depresyon
çözemeyeceği kanaatindeyim. Son yıllarda moda olan bir takım akımlar
depresyon tedavisinde tamamlayıcı ve yardımcı olmaktan dahi
uzaktırlar. NLP, Reiki, Yoga, Meditasyon, Hobiler, Kişisel Gelişim
ve Mutluluk Kursları, Uzak Doğu Felsefeleri… gibi hepsi kendi
başlarına değerli olan ve kanaatimce insanlara yol gösteren
yaşamlarına anlam katan bir takım yollardır. Ancak hiçbiri
depresyonu tedavi etmez, depresyon riskine karşı bedenimizi korumaz.
Depresyonu bir bataklık gibi düşünürsek bu yöntemler geçici bir
zihinsel meşguliyet sağlayarak bataklığın varlığını kısa süre
unuttururlar ve bataklığı asla kurutmazlar. Hatta bu durumda bu tip
yöntemlerin olumsuz etkileri de olabilir. Çünkü sağladıkları geçici
ve kısa süreli mutluluktan depresyon hastaları uyandıklarında
kendilerini bataklığın ortasına gelmiş olarak bulurlar.
Bu sebeple bilim… bilim… bilim… Halk kanaatleri, bilim adamlarının
kanaatlerine ne kadar yaklaşırsa bir toplum o kadar ileri gider.
Bununla birlikte hiçbir yiyeceğin, hiçbir besinin depresyonda etkili
olduğu kanıtlanmış değildir.
Halkımızın orada burada duyup dinlediklerini kanaat olarak edinmesi
son derece tehlikelidir. Bilimin o ülkede ne kadar geri kaldığının
göstergesidir. Halkımızdan ricam; sadece bilim adamlarına itibar
etmeleri ve her duydukları şeye inanmamalarıdır.